İki Kelime Bir Roman

Beni Bana Sor   Twitter   

"İstanbul'dan, kuşlardan ve devletten önce uyanmıştım. Eski bir duvar yazısını sevmekten geliyordum."
YPG gerillaları Çapul TV’ye konuştu: “Biz IŞİD’i, Türk tankları bizi vuruyor” →

kalpherzamansoldanatar:

IŞİD çetelerine direnen YPG savaşçıları;
"Sabaha kadar Türkiye tarafından bize ateş açıldı."

— 2 days ago with 12 notes

feedbacktr:

Gerçekler Acıdır, Tecavüz Eden Yavşaktır!..

(via etrex)

— 2 days ago with 2110 notes
kalpherzamansoldanatar:

Bizim de dağlarımız vardır Che GueveraBakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsaYorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştırYani satılmış değillerdir hiç tüfek patlamıyorsaAlaçamın, mor meşenin ardına silah çatıp yatmağaBizim de dağlarımız vardır Che GueveraBizim de halkımız vardır Che GueveraUnutulmuş uzak tarlalar yalazındaSazıyla, türküleriyle kardeşliğe vurgunBütün ulusların halkları gibiVe yalnız büyük fırtınalarla kımıldayanBizim de halkımız vardır Che GueveraBizim de ozanlarımız vardır Che GueveraSağ çıkmış güneşsiz taş odalardanYüreğiyle barışa, sevgiye yönelmişÇelik öfke bir yanı, bir yanı uysal maviEğilmeden dimdik geçmiş demir kapılardanBizim de yiğit insanlarımız vardır Che GueveraBizim de delikanlılarımız vardır Che GueveraYokluklardan biyol kopup gelmişÜç zeytin, az ekmek üniversitelerdeSu gibi kızlar çarpar önce, alkol vururÖfkeli dolanırlar caddelerdeVe başkaldırırlar akılları suya erendeÇünkü Vietnam hepimizin Vietnam’ıKongo hepimizin Kongo’suBir kere özsu yürümüştür dallaraPatlayacaktır ağır sancılarla karanlıklarVarmak için o güzel yarınlaraBizim de dağlarımız vardır Che GueveraMetin DEMİRTAŞ

kalpherzamansoldanatar:

Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera
Bakma şimdi durgunsa, bir şahan gibi duruyorsa
Yorgundur, savaşlar görmüştür, çeteciler barındırmıştır
Yani satılmış değillerdir hiç tüfek patlamıyorsa
Alaçamın, mor meşenin ardına silah çatıp yatmağa
Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera

Bizim de halkımız vardır Che Guevera
Unutulmuş uzak tarlalar yalazında
Sazıyla, türküleriyle kardeşliğe vurgun
Bütün ulusların halkları gibi
Ve yalnız büyük fırtınalarla kımıldayan
Bizim de halkımız vardır Che Guevera

Bizim de ozanlarımız vardır Che Guevera
Sağ çıkmış güneşsiz taş odalardan
Yüreğiyle barışa, sevgiye yönelmiş
Çelik öfke bir yanı, bir yanı uysal mavi
Eğilmeden dimdik geçmiş demir kapılardan
Bizim de yiğit insanlarımız vardır Che Guevera

Bizim de delikanlılarımız vardır Che Guevera
Yokluklardan biyol kopup gelmiş
Üç zeytin, az ekmek üniversitelerde
Su gibi kızlar çarpar önce, alkol vurur
Öfkeli dolanırlar caddelerde
Ve başkaldırırlar akılları suya erende

Çünkü Vietnam hepimizin Vietnam’ı
Kongo hepimizin Kongo’su
Bir kere özsu yürümüştür dallara
Patlayacaktır ağır sancılarla karanlıklar
Varmak için o güzel yarınlara
Bizim de dağlarımız vardır Che Guevera

Metin DEMİRTAŞ

— 2 days ago with 31 notes
hevalno:

UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!

21 yaşında polis destekli uyuşturucu çeteleri tarafından katledildi .

#HasanFeritGedikÖlümsüzdür

hevalno:

UNUTMADIK, UNUTTURMAYACAĞIZ!

21 yaşında polis destekli uyuşturucu çeteleri tarafından katledildi .

#HasanFeritGedikÖlümsüzdür

— 2 days ago with 15 notes
kalpherzamansoldanatar:

Sardunyaya Ağıt / Can Yücel (Bir Siyasinin Şiirleri)İkindiyin saat beşte,Başgardiyan Rıza baştaKaralar bastı koğuşaİkindiyin saat beşte.Seyre durduk tantanayıTutuklayıp sardunyayıAttılar dikkapalıyaİkindiyin saat beşte.Yataklık etmiş zaarSuçu tevatür ve esrar,Elbet bir kızıllığı varİkindiyin saat beşte.Dirlik düzenlik kurtulur,Müdür koltuğa kurulur,Çiçek demire vurulurİkindiyin saat beşte.Canların gözleri, yaşta,Aklı idamlık yoldaşta,Yeşil ölümle dalaştaSabahleyin saat beşte.http://www.youtube.com/watch?v=OAwcaoDXz2E

kalpherzamansoldanatar:

Sardunyaya Ağıt / Can Yücel (Bir Siyasinin Şiirleri)

İkindiyin saat beşte,
Başgardiyan Rıza başta
Karalar bastı koğuşa
İkindiyin saat beşte.

Seyre durduk tantanayı
Tutuklayıp sardunyayı
Attılar dikkapalıya
İkindiyin saat beşte.

Yataklık etmiş zaar
Suçu tevatür ve esrar,
Elbet bir kızıllığı var
İkindiyin saat beşte.

Dirlik düzenlik kurtulur,
Müdür koltuğa kurulur,
Çiçek demire vurulur
İkindiyin saat beşte.

Canların gözleri, yaşta,
Aklı idamlık yoldaşta,
Yeşil ölümle dalaşta
Sabahleyin saat beşte.

http://www.youtube.com/watch?v=OAwcaoDXz2E

— 2 days ago with 12 notes
jokersin:

”Bak evlat biz dünyayı değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi.”

jokersin:

”Bak evlat biz dünyayı değiştiremedik ama dünya da bizi değiştiremedi.”

(Source: siiradam)

— 2 days ago with 433 notes
hevalno:

Kobane’de direnenlere bin selam!

hevalno:

Kobane’de direnenlere bin selam!

— 3 days ago with 75 notes

cirkinlerinenguzeli:

ey aşk ben senden 
bahar umduydum
sen yine
kış oldun

Birhan Keskin

 

* bu da Müslüm Gürses’in sesinden.

— 3 days ago with 31 notes
"Kendi ellerimle ben, beni kederlere saldım."
Sezen Aksu (via birazuyu)
— 3 days ago with 13 notes
cirkinlerinenguzeli:

isyandevrimanarsi:

 (Ceylan Önkol 28 Eylül 2009’da Lice’de katledildi.)*Serpil Odabaşı

“Annemin eteğine sığdım” demişti Ceylan, siz onu alıp toprağa sığdırdınız. Sizi hangi toprak kabul eder ki!

her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek. - demiş şiiri kara Ece Abi’miz. 

bugün Ceylan için zarfsız kuşlarınızı hazırlayın abilerim, ablalarım.

cirkinlerinenguzeli:

isyandevrimanarsi:


(Ceylan Önkol 28 Eylül 2009’da Lice’de katledildi.)

*Serpil Odabaşı
Annemin eteğine sığdım” demişti Ceylan, siz onu alıp toprağa sığdırdınız. Sizi hangi toprak kabul eder ki!
her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek. - demiş şiiri kara Ece Abi’miz.
bugün Ceylan için zarfsız kuşlarınızı hazırlayın abilerim, ablalarım.

(via cirkinlerinenguzeli)

— 3 days ago with 159 notes

kalpherzamansoldanatar:

'Çirkin Kral' Yılmaz Güney'in İmralı günleri…

Yılmaz Güney’in İmralı tutsaklığı, gün ışığına çıktı. Ölümüne değin Yılmaz Güney’in en yakınında olan Nihat Behram’ın çabaları sonucunda ünlü sinemacının set dışında ilk kez fotoğraflarının çekilmesine izin verdiği Ahmet Boga’nın deklanşöründen yansıyan fotoğraflar.

Everest Yayınları tarafından kitaplaştırılan bu fotoğraflarda Güney’in İmralı’daki yaşamı adeta kare kare okurların önüne geliyor. Fotoğraflara bakınca insan meşhur ‘Kelebek’ filmini anımsıyor.

Güney’in hayatını en güzel Can Yücel anlatır: O da herkes gibi geldi dünyaya /Kapkara bir üçgenden kapkara bir kare / Ne yazıldı üstüne o kazılacak / Kandan davalar, davadan kanlar / Mahpuslar azatlar azaplar / Voltalar votkalar simitvetsonlar / Curalar bakaralar aşklar / Çocuklar çocuklar halklar…

Asıl adı Yılmaz Pütün olan Güney, 1 Nisan 1937’de Adana’nın Yüreğir Ovası’nın Yenice Köyü’nde Vartolu Gûle ile Siverekli Hamo’nun çocuğu olarak dünyaya gelir. 13 yaşındayken Kemal ve And Film adına film bobinleri taşır, Adana’daki sinema salonlarına.

1957’de Ankara’ya gelir. Hukuk fakültesine yazılır. Adana’da lise yıllarında “Pazar Postası” ile başladığı öykü yazmayı burada da devam ettirir. “Yeni Ufuklar” ve “On Üç” gibi dergilere yazar, o dönemin edebiyatçılarıyla birlikte olur.

1958’de sinemanın içine girer. 1959 yılında senaryosunu Yaşar Kemal ile birlikte yazdığı “Bu Vatanın Çocukları” adlı filmde Atıf Yılmaz’ın yardımcılığını yapar ve küçük bir de rol alır. Bu onun ilk filmidir. Aynı yıl Yaşar Kemal ile “Alageyik”i yazar ve Atıf Yılmaz’ın yönettiği bu filmde ilk kez başrol oynar.

Pütün soyadını terk eder “Güney” adını alır. Güney adını almasının nedeni “Üç Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemi” adlı öyküsünde “Ben kendimden utandım, insanlar ayrıntısız olmalıymış… Bunu orospu dediğim karım söyledi” cümlesinden dolayı komünizm propagandasıyla yargılanıyor olmasıdır. Bu yargılama 1.5 yıllık mahkûmiyet ile sonuçlanır.

Mahkûmiyetinin bir bölümünü sürgünde “Konya Günleri” olarak geçirir. Güney, sürgün dönüşü birçok filmde rol alır. Filmlerinin gösterildiği Anadolu’daki sinema salonları dolup taşar. Artık o, Ayhan Işık, Cüneyt Arkın, Fikret Hakan, Ediz Hun gibi oyuncular arasında “Çirkin Kral” olarak tanınır.

Yılmaz Güney’in ‘Çirkin Kral’ lakabını ise bir gazeteci taktı. Tarık Dursun K. Milliyet gazetesinde, Yılmaz Güney ile yaptığı söyleşinin başlığını ‘Çirkin Kral’ olarak attı. Ve o günden sonra bu lakapla anılmaya başlandı.

Güney, “Hudutların Kanunu”, “Seyyit Han”, “Aç Kurtlar”, “Kızılırmak- Karakoyun” gibi filmlerde hem oynar ve hem de yönetmenlik yapar. 1970’lerin başıyla birlikte “toplumsal gerçekçilik” akımı Güney’in sinemasına yansır. 1970 yılında “Umut” filmini çeker.

Güney, 1971’de “Acı”, “Ağıt”, “Vurguncular”, “Umutsuzlar” gibi filmleri çeker ve oynar. Yine 1971’de Nevşehir Cezaevi’ndeyken yazdığı “Boynu Bükük Öldüler” romanı yayınlanır ve ertesi yıl “Orhan Kemal Roman” ödülünü alır.

1972’de Mahir Çayan ve arkadaşlarına “yardım ve yataklık” yaptığı gerekçesiyle askeri cezaevine girer. Güney Dergisi’ni bu yıllarda cezaevinde çıkarır. İki yıl sonra tahliye olur ve “Arkadaş”ı çeker. Film iki eski arkadaşın, özellikle de Azem’in gözünden yozlaşan toplumsal ilişkileri anlatır.

1974’te “Endişe”nin çekimleri sırasında Yumurtalık hâkimini öldürdüğü gerekçesiyle bir daha yargılanır. Bu kez 19 yıla mahkûm olur. 1978’de yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı “Sürü” filminin senaryosunu cezaevinde yazar.

1981’de yönetmenliğini Şerif Gören’in yaptığı “Yol”u da cezaevinde yazar. Film İmralı cezaevinden izne giden ayrı arı sorunları, beklentileri, hayalleri, umutları olan beş mahkûmun öyküsünü anlatır.

Yol filmi, 1982’de Cannes Film Festivali’nde Costa Gavras’ın “Kayıp/Missing” filmiyle ortak olarak büyük ödülü, Altın Palmiye’yi alır. Yol filminin aldığı bu ödül Türkiye sineması tarihinde yurtdışında alınan en büyük ödüldü.

Son filmi “Duvar”ı 1983’te Paris’te sürgünde çeker. Film, 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte hapishaneye dönen Türkiye’yi, çocuk mahkûmların gözüyle anlatır. 9 Eylül 1984’te Yılmaz Güney Paris’te sürgünde yaşamını yitirir.

Türk sinemasının “Çirkin Kral”ı Yılmaz Güney, yaşasaydı bugün tam 73 yaşına basacaktı. 47 gibi genç bir yaşta hayatını kaybetmesine rağmen, filmleri, asi kişiliği ve siyasi görüşleriyle, ardında dopdolu ve unutulmaz bir yaşam öyküsü bıraktı.

104 filmde başrol oynadı. 24 filmi kendi yönetti. 50 filmin senaryosunu yazdı, 6 filmin senaryosuna yardım etti. Tüm bunları topladığımız zaman Yılmaz Güney’in emeği geçtiği 111 film var. Güney, Türk sinemasına 1958-1983 yılları arasında, yani çeyrek yüzyıl boyunca, katkıda bulundu.

Babil’le Oscar’a aday olan Meksikalı yönetmen Inarritu sinemacı olmaya, Yol filmini izledikten sonra karar verdiğini söyler. Dünyaca ünlü yönetmen Elia Kazan da, Umut filmini izledikten sonra Güney’in sinemasına hayran kalır. Fransa’da tanışmadan önce, Güney’in affedilmesi için yazılar kaleme alır.

Dostoyevski’nin yazdıklarını Türk sinemasına ilk uyarlayanlardan biridir Güney. Senaryosunu yazdığı, oynadığı, Ferit Ceylan’ın yönettiği Her Gün Ölmektense, Suç ve Ceza romanının serbest uyarlamasıdır. Ama film kayıptır.

1972’de, Yılmaz Güney’in Türkiye’de çıkacak genel aftan yararlanması için 13 ülkeden 170 sinemacının katıldığı bir imza kampanyası başlatıldı. Kampanyaya katılanlar arasında Sartre, Jean-Luc Godard, Peter Brook, Elizabeth Taylor, Tony Richardson gibi isimler vardı.

Baba filmi Güney’in en çok ilgi çeken filmlerindendi. Çocuklarının geleceği uğruna hayatını mahveden Cemal’in hikayesini anlatatır. Filmdeki rolüyle Güney, Adana Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazandı, fakat jüri kararı değiştirerek ödülü Cüneyt Arkın’a verdi. O da ödülü reddetti.

12 Eylül askeri darbesinden sonra Güney’in Türkiye’deki bütün filmleri toplatıldı. Sonraki süreçte 111 filminden, rol aldığı 24’ünün izine hiçbir zaman rastlanamadı. Bildiğimiz Yılmaz Güney filmleri de vakti zamanında yurtdışına çıkarıldığı için kurtarıldı.

Bu kadar çok filmde oynayan, film yöneten Yılmaz Güney’in bir de edebiyatçı şapkası var. Bu hareketli yaşama, cezaevi yaşamına bir de kendi oğlu için tasarladığı Oğluma Masallar adlı bir çocuk kitabı sığdırmayı bilmiştir.

Türk sinemasının kırılma noktalarından biri kabul edilen Umut filminin baş karakteri. Yönetmen Erden Kıral kendi kuşağını kastederek, “Hepimiz Cabbar’ın o faytonunun merdivenlerinden indik sinemaya,” der.

Yılmaz Güney’in ağzından düşürmediği sözleri de meşhurdur: “Asıl hapishane insanın kafasında yarattığı hapishanedir. Hayatı sınırlayan hapishane odur ki, ilk fırsatta yıkılmalıdır. Dünyayı daha iyi kavrayabilmek için.”

"Ben kimsenin canını yakmadım; onlar benim ateş olduğumu bile bile geldiler… Biz, önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık…"

"Geride kalan tek şey yüreğim… Sahip bile çıkamıyorum artık ona! Baksana almış başını gitmiş sana… Hayatın iyi, uslu bir seyircisi olmaktansa hayatın içinde başarısız bir adam olmak bin kere daha iyidir. İyi bir boks seyircisi olmaktansa, kötü bir boksör olmayı göze almak daha iyidir…"

"Her şeye rağmen düşmana inat yaşayacağız. Yarın bizim çünkü. Biz öleceğiz ama çocuklarımız bırakacağımız mirası taşıyacaklar yüreklerinde. Ve onların yürekleri bizim altında ezildiğimiz korkuları taşımayacak…"

"Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim; yağmur yağsın bulut yok olsun diye… Nefreti, karların üzerine yazmak isterdim; güneş açsın karlar erisin diye… Ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim; onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye…"

HAZIRLAYAN: BAHADIR ÖZGÜR - Radikal

(via yokoylebidunyaa)

— 3 days ago with 83 notes
sarhosadam:

Melih Cevdet Anday: “Şiiri bütün fazlalıklardan kurtarmak istiyor, usun özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini gösteriyor.”Nurullah Ataç: “Cemal Süreya mıdır nedir,(…) bir şair çıkardınız başıma.”Ceyhun Atuf Kansu: “Soylu duyarlığın şairi.”Orhan Kahyaoğlu: “İnsan denen karmaşık varlığa bütün yüzleriyle kucak açan ilk şair Cemal Süreya’dır. Klasikleşmiş toplumcı gerçekçiliğin hiçbir zaman kavrayamadığı noktalardan biri de budur.”Gülten Akın: “Bir geleneği, hazır bir durumu sürdürmekle kalmayıp ona yeni şeyler katabilmiş bir ozandır o. ‘Gülün ortasında ağlıyorum’. Anlamı kullanıyor, zorluyor. Duyarlığı işliyor. Kendini alayla bitiriyor. Anlam, anlamsızlığın önüne geçiyor.”Tomris Uyar: “Şiiri çok iyi bilen, iyi yazmaktan korkan, mükemmellikten kaçan bir şair.”Doğu Perinçek: “Şiirin Evliya Çelebisi’dir.”Tomris Uyar: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. Hepsi değişik. Belki temel ögeleri aynı kalıyor: politikaya, edebiyata, espriye tutkusu, çalışkanlığı, dürüstlüğü… Çok değişken biri. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üç tane apayrı.”Ülkü Tamer: “Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı                       Binikinci gece Cemal’i.                       Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı                       Başa döndü sonra,                       Kadını yeniden yarattı.”Can Yücel: “Aşk yok gayri memlekette / Cemal Süreya beri gideli”Ahmed Arif: “Eros’tu kendi okuyla kendini vuran”Aziz Nesin: “Jean Paul Sartre ve Cemal Süreya, dünyanın en küçük devletleri. İkisinde de bir devlet olabilecek kadar birikim var”Turgut Uyar: “Cemal Süreya ölmüş diyorlar / ilahi azrail!.. / Cemal Süreya ölür mü hiç!”Anıl  Meriçli: Sanat hayatınızı özetler misiniz?Cemal Süreya: 1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948’de Dostoyevski’yi okudum. O gün bu gün huzurum yoktur.

sarhosadam:

Melih Cevdet Anday: “Şiiri bütün fazlalıklardan kurtarmak istiyor, usun özgürlüğünden ne güzellikler doğabileceğini gösteriyor.”
Nurullah Ataç: “Cemal Süreya mıdır nedir,(…) bir şair çıkardınız başıma.”
Ceyhun Atuf Kansu: “Soylu duyarlığın şairi.”
Orhan Kahyaoğlu: “İnsan denen karmaşık varlığa bütün yüzleriyle kucak açan ilk şair Cemal Süreya’dır. Klasikleşmiş toplumcı gerçekçiliğin hiçbir zaman kavrayamadığı noktalardan biri de budur.”
Gülten Akın: “Bir geleneği, hazır bir durumu sürdürmekle kalmayıp ona yeni şeyler katabilmiş bir ozandır o. ‘Gülün ortasında ağlıyorum’. Anlamı kullanıyor, zorluyor. Duyarlığı işliyor. Kendini alayla bitiriyor. Anlam, anlamsızlığın önüne geçiyor.”
Tomris Uyar: “Şiiri çok iyi bilen, iyi yazmaktan korkan, mükemmellikten kaçan bir şair.”
Doğu Perinçek: “Şiirin Evliya Çelebisi’dir.”
Tomris Uyar: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. Hepsi değişik. Belki temel ögeleri aynı kalıyor: politikaya, edebiyata, espriye tutkusu, çalışkanlığı, dürüstlüğü… Çok değişken biri. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üç tane apayrı.”
Ülkü Tamer: “Tanrı binbirinci gece şiiri yarattı
                       Binikinci gece Cemal’i.
                       Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı
                       Başa döndü sonra,
                       Kadını yeniden yarattı.”
Can Yücel: “Aşk yok gayri memlekette / Cemal Süreya beri gideli”
Ahmed Arif: “Eros’tu kendi okuyla kendini vuran”
Aziz Nesin: “Jean Paul Sartre ve Cemal Süreya, dünyanın en küçük devletleri. İkisinde de bir devlet olabilecek kadar birikim var”
Turgut Uyar: “Cemal Süreya ölmüş diyorlar / ilahi azrail!.. / Cemal Süreya ölür mü hiç!”
Anıl  Meriçli: Sanat hayatınızı özetler misiniz?
Cemal Süreya: 1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948’de Dostoyevski’yi okudum. O gün bu gün huzurum yoktur.

(Source: sarhosadam)

— 3 days ago with 91 notes